Birden bire hayatımın tümü oldun…

MSN’in zirvede olduğu yıllarda MySpace‘in girişiyle temeli atılan sosyal medyanın 2004 yılında Harvard‘lı Mark Zuckerberg ile kendini buluşudur sosyal medyanın başlangıcı. 2004 Yılında kurduğu site olan Facebook bizlere yeni bir alan sağladı. Peki sonrasında biz neler yaptık?

Facebook‘a hemen kaydolduk, MSN’in chat kısmını unutup Facebook’un konuşmalarını ve akış halindeki anasayfasına bağlandık. İnsanlar birbirlerinin duvarına özlü sözler yazdı, kişisel profilinde atarlı sözlerle içini döktü. Karakter sınırı olmayan bu güzide mecrada artık herkes çevrimiçiydi. Bu siteyi o kadar benimsedik ki adına şarkılar bile yazıldı. ismail-on-facebook
Sonra ise 2006 yılında Twitter çıktı karşımıza.Çıktığı günlerde sadece yazı paysmartphonelaşabilen bir site olmasına rağmen twitter hayatımızın bir parçası oldu. 140 karakterle sınırlasa da bizi ona bile hemen adapte olduk. Yatışımızı, kalkışımızı, yemeğimizi.. o an ne yapıyorsak yazdık “tweetledik”. Türkiye olarak yeni mecralara hemen adapte olan bir milletiz, buna da alıştık.

Twitter her ne kadar ilk zamanlarında yediğimizi içtiğimizi anlatan bir mecra olarak gözükse de insanlar buradan haberleşmeye başladı. Bu başlangıçtan sonra sosyal medya siteleri bir dönüşüm içine girdiler. Periscope, facebook, youtube gibi platformlar bize canlı yayın imkanı sunarak birer haberci haline geldik.istock_000041057986_medium-1260x840

Sosyal medya artık her alanımızda vardı ve bizi en güzel yansıtanı Instagram oldu. 2010 yılında ilk çıktığında “iPhone’u olanlar kullanabilir” kuralıyla geldi hayatımıza. Birden bire insanlara “ben de iyi fotoğraf çekiyorum he” algısı oluşturdu o efektleriyle. İnsanlar artık yemek yemeden önce doğru açı ile yemeğinin fotoğrafını çekiyor, fotoğrafının efektini ayarlayıp paylaşmadan da o yemeği yemiyor. Nice yemekler soğudu bu fotoğraf sevdası uğruna…

 

instagram_filters_2011
Bir kahvenin 16 farklı efektli hali

Verdiğim üç büyük sosyal medya platformu dışında kullandığımız bir sürü uygulama var, ancak bunları yazmaya kalkışsam yazı bitmeyecek. Toparlamak gerekirse tüm bunlar yaşanırken fark ettik ki sosyal medya önümüze ne getirdiyse kabul edip onu sevdik. “Bunlar olmadan önce ne yapıyorduk biz” durumunu yaşamaktayız. Gittiğimiz yerlerde önce lokasyon paylaşımı, sonra fotoğraf, sonra imalı tweet, sonra facebook summer 16’lar… Sosyal medyaya adapte olduk ve artık kabul etmeliyiz ki ondan kopamayacağız.

Bonus Video:

Survivor !

Yıl 2016, çağımız internet ve sosyal medya çağı. Haliyle her dakika çevrimiçiyiz, Instagram like’ları, Snapchat screenshotları, Swarm check-in’leri… Hayatımızın odak noktası, ego patlaması.

Ben Kadir Has Üniversitesi – Yeni Medya okuyan bir öğrenciyim, İsmail Hakkı Polat bu sene dersime girdi ve “48 saat sosyal medya yasak” ödevini verdi. Kulağa kolay gelebilir, “aman nolacak iki gün kullanmayıver” diyenler olabilir ama biz ki sabah alarmı çaldıktan sonra telefonda sosyal medyaya girince gideceğimiz yere yetişemeyen insanlarız. İşin kötü kısmı sosyal medya kullanmamamız yetmiyor gibi Whatsapp’ta yok ! Bakın işte bu ölüm. Sen ki “ay akşam kime online oldu bu”, “bak bak gece kaçlarda yatmış” diye Whatsapp stalklayansın ! Bak iki gün Whatsapp yok diyorum, bu bir dramdır. SMS, MMS serbest. Hadi gel bu devirde 10.000 SMS yapan arkadaş bul.

Sizlere neler çektim, neler yaşadım anlatıyorum;

20 Şubat 2016:

An itibariyle hayat damarlarımdan biri koptu, 19 Şubat sonu, 20 Şubat başlarında başladım sosyal medyayla ayrılığıma. Uyumadan önce yapılması gerekenler bellidir, twitter’da neler konuşuluyor, swarm’da “kimler gezmiş bak bak”, facebook’ta şu an “summer 16” albümü beklemek erken olduğu için genel bir gezinti yapmam gerek AMA YAPAMIYORUM, en acısı Whatsapp’a giremiyorum. Uyumak kolay en azından 9 saatimi uyuyarak yedim ama önümde 15 saat var. Sabah banko olarak twitter’a girer haberlere bakarım. Bu sefer internetten google kardeşimize “haberler” yazıp sörç ettim. Tam verim sağladım desem yalan olur çünkü timeline ve 140 karakter sistemine alışık bir insanım, uzun haberleri okumak biraz üzdü. Telefondaki bütün sosyal medya uygulamalarını ve Whatsapp’ı sildim. Girmemeliyim. Cumartesi gününün verdiği tatil modu ile dışarı çıkıp gezdim, whatsapp hala beni üzüyor olsa da en azından Snapchat’te arabası olan tiki kızı, instagram’da süslü yemek postu atan sanatsal fotoğrafı, swarm’da yoldan geçerken chek-in yapıp puan rekoru kıran abimizi görmek zorunda değilim. Bunlar yokken rahattık; en azından mazoşist değildik, stalk yoktu, ego yoktu. Derin düşüncelere daldım biraz da olsa gereksizliklerini kabullendim.. ama hayat şartları beni sosyal medyaya sürüklüyor onu da bir kez daha anladım. Herkes orada sende orada olmak istiyorsun el mahkum. Orada olmak istediğin için an be an onları kontrol etmen gerekiyor. E tamam gerekiyor da iki gün ben yokum, öğlenden akşama uzanan vakitte çok sıkıldım. “İki tivik okuyak, gülek” çok istedim olmadı. Whatsapp’ta arkadaşlara yazıp gıybet etme ihtiyacı hissettim o da olmadı. “Valla yalnız kaldım” dedim. SMS dediğimiz çağ gerisi şeyi kimse kullanmıyor, Whatsapp’a girememek tamamiyle iletişimi koparmak demek onu anladım. Bir şekilde akşam saatlerine ulaşabildim. Haydi bakalım deyip iki sinema filmi izleyince 1 günümü başarıyla tamamlamış oldum.

 

21 Şubat 2016:

Bugün de kötü başladı fark ettim ki twitter’dan anlık haber almaya alışmışım, haber siteleri cidden bana uzun ve meşakkatli geldi. Pazar gününü öğleden sonra evde geçirdim, sıkıntıdan online dersin testini 2 hafta öncesinden yaptım daha ne diyeyim. Bilgisayarın ekranı açık internetim var ama bitkisel hayat gibi. Arkadaşlarıma ulaşamamak kötü, ne facebook ne Whatsapp.. SMS atıp cevap alamıyorum. Arkadaş kesimimin ya kontörü yok ya da herkes Whatsapp’ta. Kendimi odamı toplamaya ve bilgisayardaki oyunları oynamaya adadım. Geçmediğim kadar level geçtim ciddi ciddi. Düne nazaran daha profesyonel vakit öldürdüm. Bilgisayar oyunu saat 8-9 gibi bıktırdı ama vaktimi de güzel yedi sağolsun. Saat 9’a gelirken hadi TV izleyeyim dedim 30-40 dakika Yılmaz Morgül ve saz arkadaşlarını izledim. Hadi bir de kahve içip film izleyeyim dedim ama sıkıntıda Nirvana anlarımı yaşamaktaydım. Film izlemekten Oscar ödülü dağıtabilecek kıvamdaydım. Bu arkadaşınız yılmadı ve film izledi. Saatlerimiz 23:30 küsürü gösterirken az kalmanın verdiği mutluluğu yaşadım. Mesajları özledim, gruplarda çok konuşup sessize almamı sağlayan arkadaşlarımı bile özledim. Cidden sıkıldım artık ama resmen BİTTİ !

Özet olarak iki günüm konuşmalardan uzak geçince zorlandım. Facebook, Swarm, Instagram çokta umrumda olmadı. Arkadaşlar emin olun kimse sizin arabanızla gezerken fotoğraf atmanız, yemek postu paylaşmanız konusunda özlemedi. Her şey için teşekkürler sevgili sosyal ağlarım.

 

İki Günümün Bonus Şarkısı ♥